Gitmeden günler öncesinden blogumda İtalya’daki duraklarım ve beni saran heyecan hakkında yazmıştım. Şimdi ise dönüş yorgunluğu ile birlikte ilk notlarımı paylaşıyorum. Gezinin detaylarını ilerleyen günlerde yazacağım.

İtalyanlar bize o kadar benziyorlar ki, gittiğim her yerde beni İtalyan sandıkları için kimseden turist muamelesi göremedim :( Sadece görünüş olarak benzemekle kalmıyorlar. Trafik sorunları, kuralsızlıkları, yemek zevkleri… Özellikle Roma’da kendinizi küçük İstanbul’da gibi hissediyorsunuz.

Bizde olduğu gibi özellikle günün kalabalık saatlerinde, yoğun yerlerde çok sayıda polis görüyorsunuz. Özellikle İtalya’nın kuzeyinden güneyine indikçe. Sokakta yaşayan ve dilenciler bizdekileri aratmayacak kadar fazla.

İtalya’da beni en çok eğlendiren ise İtalyanların konuşma şekilleri. Hepsi birer oyuncu sanki… O kadar çok jest ve mimiklerini kullanıyorlar ki metroda sokakta ne söylediklerini anlamasanız da onları seyrederek eğlenebiliyorsunuz.

Şehiriçi ulaşımda trafik sorunları bizim gibi ciddi düzeyde. Metro ağları yaygınlaşmadığı için çok sayıda otobüs, metro, troleybüs, tramway neredeyse bütün sokaklarda. O yüzden de sokakların tepelerinde teller örümcek ağı gibi şehirleri kaplamış. Fotoğraflarda kirlilik yaratıyorlar :(

Trafik sorununu aşmanın yolu ise motorsikletler. En büyüğünden en küçüğüne kadar yer gök motor, özellikle de scooter. Yaşlısı genci, kadını erkeği herkes scooter kullanıyor. Umarım biz de kısa sürede o duruma geliriz.

scooter

İtalya gezimi planladığımın aksine motorla değil trenle yaptım. Trenle şehirlerarası geçiş yaparken de Toskana’nın üzüm bağlarını, Arno ve Tiber nehirlerinin verimli ovalarını görme şansım oldu. Bizim Ege kıyılarımıza o kadar çok benziyor ki, şaşarsınız…

İtalya'da üzüm bağları