Bu bloga adını veren soru, tıpkı  “tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan?” sorusu gibi kesin cevabını kimsenin veremediği, cevabı sonsuz döngüye giren o soru cümlesi: “Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi bilir?”

Geçtiğimiz aylarda yaptığım Van gezisinde, sevgili Ankaralı gezgin abim Timur Özkan ile de üzerinde tartıştığımız bir noktaydı, aklımdayken yazmak istedim.

Peki benim cevabım hangisi?

Benim cevabım çok basit: Ne çok okuyan bilir tek başına, ne de çok gezen.

Okumaktan, araştırmaktan asla vazgeçmeyecek, okuyup öğrendiklerini uygulayacak, yaşayacak, deneyimleyeceksin.  Yani hem çok okuyacaksın hem de çok gezeceksin. Bu yüzden benim mottom: “Oku, öğren, deneyimle, paylaş!”

Okuyup öğrendiklerimi deneyimliyor, bir de bu sitede paylaşıyorum.

Kimi zaman karşıma çıkan yazılarda “bir binanın önünde durdum, önü çok kalabalıktı, epey de ihtişamlıydı, sordum meğer Vatikan’mış” gibi yorumlarla karşılaşıyorum. Halbuki o binanın neden yapıldığı, neler yaşandığı, gelmişini geçmişini bilmeden önünde durursanız ancak boş boş bakarsınız. Ya da bir evin önünden gelip geçersiniz halbuki o evde dünyayı değiştiren kararlar alınmıştır, ama haberiniz yoktur, öylece gelip geçersiniz…

Bazı tanıdığım insanlardan da “ben tarih, coğrafya, dil bilimi vb. hepsini kitaplardan öğrendim, gidip görünce fotoğrafa bakmaktan ne farkı var ki” gibi yorumlar duyuyorum. “Orayı yaşamış, o havayı bir kez içinize çekmiş olsanız farkı zaten göreceksiniz” diyorum sadece…

Bir mimar arkadaşım anlatmıştı, derste “herhangi bir mimari eseri incelerken bütün duyularınızdan faydalanın” diye anlatırlarmış…  “O eserin ruhunu ancak böyle anlarsınız…”. İşte ben de tam bunu söylüyorum :)

Öğrendiklerinizi deneyimle fırsatlarını yaratmanız dileğiyle…